Markalar sarmış dört bir yanımızı...
Artık insanların karakter çözümlemeleri kullandığı markalarla yapılıyor. X markasını şu tarz giyiyor, Y markasını şu tarz kullanıyor. Okuduğumuz gazeteler dahi kendi başına bir marka olurken, insanlar okuduğu gazeteye göre sınıflandırılıyor.
Markaların ayaklı reklamı gibiyiz. Artık karşımızdan gelenin ayağındaki ayakkabıya, üzerindeki gömleğe bakıyoruz. Beğenmişsek de beğenmemişsek de marka arıyoruz bir taraflarında. Tabii bu markaların yöneticileri de durumun bilincinde. Ürünler pazarlanırken, kişinin iyice onu sahiplenebilmesini sağlıyorlar. Deli gibi kendi markasını aramaya başlıyor insanlar. Değeri ne olursa olsun başka ürünü kullanmam diyerek baş kaldırıyor rakip ürünlere.
Pazar sadece asıl olanlarıyla da kalmıyor. Bu markaların taklitleri yayılmaya başlıyor. Moda ne ise, insanlar en çok hangi ürünü sahiplenmişse hemen yan pazarda taklit ürünler piyasaya çıkıyor. Ünlü markalar da pek rahatsız sayılmaz bu işten. Taklitlerinin kendi asıllarını yaşatmalarından hoşnutlar. Binlerce gençte yaşanan Converse çılgınlığı gibi. Benzer isimlerle, benzer logolarla, orjinaline birebir benzeyen modellerle pazarda alıcı buluyor bu ürünler. Ben Converse giyiyorum diyebilmek ayrıcalık yaratıyor onlar için. Bu ve bunun gibi bir çok örnekle karşılaşıyoruz hayatta.
Diğer bir yandan, insanların arasındaki uçurumun büyümesini de arttırıyor bu durum. Marka giyen, marka kullanan, markaya binen… Ve markanın yanından bile geçemeyen insanlar….
Bu iki gurup birbirlerinin bile yanından geçemiyorlar artık.
Bazen yolda yürürken önüm, arkam, sağım, solum marka diyesim geliyor. J
Dünyaca ünlü markaları elimin altında kolayca bulabiliyorum. Buna küreselleşmenin bir etkisi diyorlar. İyi mi, kötü mü bu durum çözemiyorum. Küçük esnafa sorsan dilleri fena yanmış. Ama monotonluktan sıkılmış, farklılık arayanlara sorsan süper olmuş.
Öyle veya böyle dünya markası olmuşlar. Altın tepsi de önümüze sunulmuşlar. Dileyen bir kaşık alır çekilir. Dileyen de taklitleriyle övünür.