Bu dünyada herkesin çesit çesit derdi vardır. Herkes sana gelip yasadıklarının boğucu taraflarını anlatmak ister.
Boğucu taraf dedim cünkü; iyi yanları onda kalır, bu onu yeşillendiren yanlardır; ama kurumuş, küflenmeye yüz tutmus taraflarında biriken zehri sana akıtmaktan çekinmezler.
Anlattıkları her şey onlarda bir pay daha rahatlama yaratır.
Etrafinda olup bitenlerin farkına varmadan dünyanın merkezine konmuş o pek önemli bedenlerini yaşananlarla sarıp sarmalarken, onları huzursuz eden kısımları bir ok gibi sana firlatırlar tek tek. Çünkü kimse huzursuzluklari ile yaşamak istemez, kimse mutsuz olmak istemez.
Herkesin bu hayattan bir değil binlerce isteği varken şaşırtıcı olan istemediği tek şeydir; Mutsuzluk.
Haketmedigini düşündüğü bu tek şeyin hakettiğini düşündüklerinden az olması kurduğu dünyasındaki yerinin traji-komik göstergesidir. Çünkü binlerce insan binlerce karakter demektir. Binlerce insan binlerce yaşanılan ve binlerce ‘iyi ve kötü’ demektir. Ve kaçınılmaz gerçek şu ki; kötü şeyler mutsuzluğa iter.
İnsanlar makinalar gibidir. Çok çalıştıklarında dinlenmek isterler. Çok boğulduklarında ya da dolduklarında yani fazla şarj olduklarında içlerini boşaltmak isterler.
İşte bu çaresiz zamanlarda birileri onun deşarji olur. Böyle anlarında anlatmaya ihtiyaç duyarlar.
Karşılarındakının kim olduğu veya en önemlisi nasıl olduğu umurlarında değildir. Umurlarında olan tek şey anlatma istekleridir. Anlatırlar ve rahatlarlar. Çünkü; cok çalıştığı zaman ısınan bir makinanın soğuması icin dinlenmeye bırakılması gibi içindeki birikmişleri anlatarak dinlenir insan.
Ve sen dinlerken hiç kimse sana gercekten bakıp nasıl olduğunu merak etmez. Büyük bir kaos içinde geçirilen hayat akısında lazım olduğunda anlatılan kimse olup anlatmasına müsade edilmeyen hiçkimsesindir sen.
Anlatmak istediğinde ise okyanus içinde kaçışan binlerce balık içinde oltasını atıp, birini yakalamaya çalışan bir insanın taşıdığı o muhteşem sabır gerekir. Onları görmen imkansız değildir.
Çünkü görülmez değillerdir.
Belki öyle bir güçleri olsaydı görünmez olmayı en cok o an isterlerdi çünkü seçme şansları olsaydı anlatılan kişi olmayı yanı dinlemeyi asla seçmezlerdi. Ama önemli olan görebilmen değildir.
Bu sadece ufak bir ayrıntıdır.
Önemli olan gördüklerinden birinin seni görmesidir!!!
Çünkü seni gören o kişi gözlerine baktığında ağzından çıkan sözler kavurucu güneşin altında saatlerce beklemenin değdiğini sana o bakışında gösterir. Birden okyanusun serin sularının, kurumuş içini serinlettiğini hissedersin.
Hayat bir toplama işlemi gibidir bazen.
Toplama işlemini bilirsiniz rakamların yeri değişse de sonuç aynıdır her zaman. Aslında bu da tıpkı bir toplama işleminden ibarettir. Kişiler değişir fakat anlatılan aynıdır. Önemli olan anlattiğı şeyin farklı olması da değildir zaten.
Anlatmaya ihtiyaç duyduğunda onu dinleyen kişiyi bulabilmektir.
Üstelik bu zamanda kabuğuna çekildikce kabuklaşmış yürekler taşıyan insanlarla yaşarken, bir dünyayı bine bölen bu insanlar, kendi dünyaları ile öyle meşguldurler ki kafalarını kaldırtacak sebep neredeyse sadece boğuldukları anda içindekileri dökme arzusu olmuştur.
Aslında bize öğretilen genel olarak anlatabilmenin zorluğudur.
İçini dökebilmenin zorluğu.
İçine kapanık insanlar için söylenen: ‘Bir anlatsa rahatlayacak’ sözü yerini artık ‘dinlemeyi öğrense sadece kendi başına gelmediğini anlayacak’ türünden sözlere bırakmıstır.
Çünkü günümüzde anlatmak gayet kolaylasmışken dinlemek hiç olmadığı kadar zor bir yetenek halini almıştır.
Dinlemedikleri için kendi dünyalarından dışarı çıkamayan insanlar dinlemeyi öğrenselerdi eğer binlerce parçaya böldükleri dünyanın aslında tek bir dünya olduğunu ve bu dünyada herkese yetecek kadar üzücü şeylerin yaşandığını görebilmeleri sağlanacaktır.
Yaşanan her zor sürecin ardından hayat bana bunu neden yaptın veya yine mi ben diye inleyen insanlar hayatı hiç dinlemeden direk infaz ederken hayatın, ellerine sunulmuş bir yapbozdan farkı olmadığını ve yerine oturttukları her parçayı kendi iradeleri ve yaşanmışlıkları ile yerleştirdiklerini anlasalardı belki hayat böylesine kahredilen bir yer olmazdı.
Üstelik yapbozda yerleştirilen parçalar için tek bir şans yoktur, defalarca deneme hakkına sahip olan kişi kaybettiğini sandığı zamana huysuzlanacağına adına tecrübe deyip bundan ders alabilse belki de kontrolünde olduklarını düşündükleri hayatın kontrolüne geçebilirler.
Demek istediğim dünya bir tane. Hepimize sunulan bu hayatta yaşadiğimiz her kötü şeyi kendimize sayıp öfkeleneceğimize kendi dünyamızdan çıkıp etrafımıza bakabilsek yaşanılanların çeşitliliğinde beklentimizin binlerce olup beklemediğimiz tek şeyin mutsuzluk olmasını istemezdik.
Ne yazık ki mükemmel olan hayat degil her şeye bir anda alışabilen ve her iyi şeyle olduğu kadar kötü şey ile de yaşayabilen bizleriz.
Yinede mutsuzluğun hepimizden uzak durması dileğimle...)