Vazgeç
İmran Ünal

Vazgeç

Bu içerik 1010 kez okundu.

Vazgeçmeyi bu kadar seveceğimi hiç bilmezdim. En güzel başarının eşsiz tadıymış vazgeçmek. Nirvana dedikleri yerde asılı kalmakmış. Kendini dışarıda ararken kendinde bulmakmış. Diyeceksiniz ne zırvalıyor bu yine?  Vazgeçmek zırvalamakmış hayatla… Bazen sınırlarımızın çok üstünde bir yerlerde kendimizi ya da kendimize ait olmayan şeyleri arıyoruz.  Sınırlarımızı zorlarken birçok şeyi beraberinde kaybetmek zorunda kalıyoruz. Hayattan kopuyoruz birşeyleri başarmak için; sonra durup bakınca kendimizden de kopmaya başladığımızı  anlıyoruz. Hiç yapmayacağımız hareketleri yapıp, hiç olmadığımız karakterlere bürünüyoruz içinde bulunduğumuz stresle.  Dayatılan sistemin içinde yavaşça boğulmaya başlıyoruz.

 

Bir dönem içine girdiğim sınav stresinde kendimi aşırı zorlamış hedefe kilitlemiş illaki olacak moduna girmiştim. O dönemde kaybettiğim sağlığım her şeyi on adım geriye itmişti. Ciddi bir sağlık sorununun ensesindeki hırslarım beni sona doğru götürüyordu.  Bunun farkında bile değilken iyice agresif bir hal almıştı ruh halim.  Sonra ‘’soğuma’’ kelimesinin gücünü keşfettim. Evet evet soğumaya almalıydım hayatımı. Yoksa kaybettiklerim kazandığımın üzerinde dans edecekti sırıtarak. Önce biraz ertelemeyi planladım sınav kaygısı dahil her şeyi hayatımın dışına aldım, soğuyordum. Yavaş yavaş geri kazandığım vücut sağlığımın yanında ruh sağlığımı da her geçen gün geri kazanmaya başladığımı fark ettim. Ruh sağlığımı geri kazandıkça ben neler yapmışım ben neler yapıyorum ben neler yapacağım soruları beynimi  kemirmeye başladı. Bu süreç aslında en zoruydu çünkü koca bir tayfunun içinden sıyrılmış bir yaşam temsilcisi olarak hayata başka bakmaya çoktan başlamıştım.  Soğuma ‘’ rutin giden ya da üstünde olduğun işlere molaydı.'' Geri dönmek üzere dinlenmeye alıyordum.  Fakat ben bunu bir süre sonra uzaklaşma, terk etme, vazgeçme eylemlerine çevirmeye başlamıştım. İstemiyordum, egolarım vardı, başarmalıydım, yapamayacağım bir iş değildi safsataları kalp atışlarımın ritmini hareketlendiriyordu. Ama bir şey kocaman bağırıyordu. Bu yol senin yolun değil diye. Fakat görmüştüm ki sana ait olmayan yolda yürümeye çalışırsan sürünürsün, ölürsün…  Ketun bir kararla bir anda sildim o yolu kafamdan. Duygular Arap saçı; pişmanlık, geri dönüş ya da aman boşverler.  Derken bir kaç ay içinde gelgitlerim sona erdi.  Bir tayfun bir şehri darmadağın ederde hiçbir şeyden sorumlu değilmiş gibi terk eder ya arkasına bakmadan  paramparça şehri  sessizlik yıkıntı ardından gittiğini bittiğini bilirsin de yeniden bağlanırsın o şehre güvenle.  Eskileri yıkıp talan edince o tayfun, yenilerini inşa edersin.  O bayatlamış sabitlikten kurtarıp kendimde yolculuğa çıktım her bir adımda yeni bir ben keşfettim. En önemlisi mutlu sağlıklı bir insan oldum.  Ve fark ettim ki elde etmeye çalıştıklarım için kaybedeceklerim benim için daha değerliymiş. O gün bugün iyi bir ders oldu bana ve vazgeçmeyi, olmayanı, olmadığı yerde bırakıp, oluruna yön verdiğim bir hayattı en sağlıklısı.

Bazen direniyoruz kadere, illa ki benim dediğim diye sonra kader bizimle oynuyor. Sahip olduklarını alıp çok istediğini sandığın şeyi veriyor eline.  Sana hayır getirmeyecek olaylara sarılıyorsun kör gözlerle. Vazgeçmeyi bildiğinde daha hayırlı şeyler çıkıyor karşına.  Vazgeçmeyi bilirsen dönersin zenginliğin kaynağı olan kendine… 

Olmuyorsa oldurmaya çalışma hadsizce, sıyrıl hırslarından sarıl gerçeklere…