Frida Kahlo
İmran Ünal

Frida Kahlo

Bu içerik 442 kez okundu.

Hisleri orta yere dökmenin en zor tarifsiz hali Frida. Hayatı acılarla dans etmekle geçen bir insanı nasıl anlatabilirdim ki. Duygularım körleşti. Yazacak çok şey vardı Frida’m, yazamadıklarıma say en güzel mutlulukları. Mutluluğun resmini nasıl çizerdin bu kadar acıyı resimlerinle alt ederken merak içindeyim. Kadınların dili olan ve her kadının kendinden bir parça yaşanmışlık bulabileceği aşkın ve acının hazinesidir Frida Kahlo.  Ve her kadın bir Frida’dır.

Doğum gününü Meksika Devrimi olan 7 Temmuz 1910 olarak Kabul etmesiyle de devrimlerin kadını olacağının temellerini atar gibiydi.  Çocuk yaşta acı merhaba demişti Frida’ya. 6 yaşında ayağına kaçan ağaç kökleri yüzünden çocuk felci geçirerek bir bacağı kısalmıştır. O günden sonra üzerine yapışan ‘’tahta bacak Frida’yla’’ epeyi uğraşmıştır. Frida`nın o günler için özeti Bir gerçek varsa o da bedenime acının ilk kez o gün girmiş olduğudur”.

Tüm hayatına çelme takan o elim kaza okuldan eve dönüşte bindikleri otobüsle tramvayın çarpışmasıydı. Henüz 18 yaşındaydı ve Yıl 1925, günlerden 17 Eylül’dü. Demir çubuk sol kalçasından girip leğen kemiğinden çıkmıştı. Ömrüne saplanan kocaman bir demir parçası küflendirecekti tüm yaşam çizgisini.  Kazanın faturasını 32 ameliyat, bir sürü kırık ve yıllar süren dayanılmaz ağrılarla ödedi. Bu kaza onu yatağa bağlamıştı yıllarca. Ailesi zaman geçirsin diye hediye ettiği bir tuvalle birkaç yağlı boyanın Frida’nın acılarına yoldaş olacağının farkındaydılar. Fakat bu kadar başarılı bir ressamı onlarda hayal edememişlerdi.

Kendisini görebilmek için yatağının üstüne bir ayna koydurdu. O aynaya bakarak otoportreler yapmaya başladı. İlk çalışması kadife elbiseli otoportresi oldu. Yatağa bağlı dönemlerinde yaptığı güzel tabloları ünlü ressam Diego’ya göstermesiyle başladı büyük aşk adı altındaki büyü acı. Hayranlık duyduğu  dönemin ünlü ressamı Diego Rivera, Frida’nın hayatına kendisi gibi ünlü  acılar resmedecekti.

Büyük aşkla evlenmeleri Diego’nun sadık olmasını sağlamadı. Sadakatsizliğin duvarlarını aşan Diego en son Frida’yı kız kardeşiyle aldatması katletmişti her şeyi. Acılarını besleyen bir adamdı kalçasına saplanan demir gibi  hayatının orta yerine çakılı kalmış.

Hayatımda iki büyük kaza geçirdim; biri Diego’ydu ve diğerinde ise bir tren az daha beni öldürüyordu. Diego kesinlikle çok daha yıkıcıydı” şeklinde özetleyebilmişti kederini.

Frida’nın hayatında kurduğu en büyük hayallerden birisi çocuktu. Fakat bırakmıyordu ve ensesine yapışmıştı acının kendisi. Sağlık sorunları nedeniyle bir kez çocuğunu aldırmak zorunda kaldı. Bunun üzerine iki kez düşükle sonuçlanan yeni acılar işlendi kaderine. Bebeklerini sürekli kaybeden Frida`nın acılarına yeni acılar ekleniyordu durmadan. 1932 yılında yaptığı “Henry Ford Hospital” adlı eserinde, yaşadığı acıyı tüm yalınlığıyla resmetti tuvaline. Acılarını tek paylaşabildiği yerdi resimleri onu anlayan ya da tüm çıplaklığıyla anlatan.

Frida Kahlo, 47 yaşında, 13 Temmuz 1954’te akciğer embolisi nedeniyle hayatını kaybetti.  Geride acılarına şahitlik eden 55’i otoporte olmak üzere 143 tablo bıraktı.

Bıraktığı aslında otoportreler ve tablolardan daha fazlaydı. Kadınlara büyük bir mesaj, direniş ve güçtür Frida.  Onca kırık döküğün içinde hayata tutunuştur. Frida Kahlo tüm kadınların rehberi olabilecek bir vizyonda her şeyiyle hayata tutunuşun kadın simgesidir. Sert bakışları yanında ketun duruşuyla ve sanki o acıları hiç yaşamamış görüntüsüyle tarihe fırçalarıyla  iz bırakmış ibretlik bir hayatın başrol oyuncusudur Frida.  Acılarla dalga geçercesine kafasına taktığı çiçekleriyle iç dünyasının zenginliğini gösteren Frida, acılarını güzelleştirmiş tek insandır.

 ‘’Tek bir şey için ağlanmaz, birikmiştir.’’

‘’İnsan acılarında yalnızdır.’’

‘’İçimde kırk kadın, Kırkı da yabancı. Kırkı da öteki…’’

 

 ‘’Neden yürümek için ayaklarım olsun ki; uçmak için kanatlarım var.’’

 

 “Beni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu. Sen beni anladın. Anladığın halde canımı yaktın.”