Şehirlerde İzler Mutlaka Kalır
Işık Taban

Şehirlerde İzler Mutlaka Kalır

Bu içerik 205 kez okundu.

İçinde insanlar olmadan şehirlerin öyküleri olmaz, insanları ile birlikte anlatıyorum bende.

Bunu biraz da doğduğum, büyüdüğüm, yaşadığım ve yaşlanmaya başladığım bu şehre gönül borcu olarak yapıyorum.

Fethiyenin sözlü tarihi ne yazık ki yazılmadığı için git gide kayboluyor, unutuluyor.

Bitmek tükenmek bilmeyen çok para kazanmak telaşlarının, hırsların, itiş kakışların içinde ruhunu unutmuş bir şehir bırakacağız bizden sonrakilere diye korkuyorum.

Sokaklara, evlere, mahallelere yapılan yok edici müdahelelere hep bu” mekan” kaygıları ile karşı çıkıyorum.

Mekanların kentsel hafıza ile çok yakından ilgisi vardır, nesiller arasındaki aidiyet bağı o mekanlarla, mekanların öyküleri ile kurulur.

Zor ve sabır isteyen bir iş izlerden öyküler çıkarmak.

Bu uzun yolculuk boyunca en büyük desteğim tamamlamaya çalıştığım iğne oyasının her bir ilmiğinde bir kalbe dokunduğumu bilmek oldu hep.

“ Bavulunda Sevda Taşıyanlar “ adlı öykümün kahramanları olan çift elli yıl sonra muhteşem aşklarının öyküsünü okudukları zaman o kadar duygulanmışlardı ki……

  • Keşke isimlerimizi değiştirmeden yazsaydın….Demişlerdi.

Hicranını bavulu ve akardeonu ile taşıyıp getiren romantik aşık Zeki’nin yakınları da gözleri nemliydi öyküyü okuduklarında.

Geçen yıl….İncirköy İlköğretim okulunda “ Güneşi Penceremde Bıraktım “ adlı öykümü ziyaretimden önce okuyan bir öğrenci parmak kaldırıp;

  • Eleni’nin deri kaplı hatıra defteri şimdi nerededir? Diye sormuştu.

Bu şehrin öykülerinin aile yadiğarı bir mücevher olarak sizden sonrakilere emanet edilmesi gibi büyük bir sorumluluk üstlendiğimi hatırlattı bana bu dönüşler ve öyle davrandım hep.

Çarşı Caddesinden başlayarak Kaya Köyüne kadar uzanan öykü dizinimde eksik kaldı diye içimi kemiren bir tarihi sorumluluğum var diye düşünerek yaklaşık üç yıldır üzerinde çalıştığım;

Selanik- Fethiye arasındaki mübadele sürecinde roman hemşehrilerimin öykülerini anlattığım  “ İncesazdan buselik makamında “ adlı çalışmamın tam sonlarına gelmişken bırakmıştım.

Son zamanlarda dostlarımın ısrarlı teşvikleri ile tekrar elime aldım ve son satırlarını  yazıyorum. Bu arada diğer kitaplarımda olduğu gibi dönem fotoğraflarını paylaşmak isteyenler için bir çağrı yaptım ve daha önce paylaşılmış bir fotoğrafı ekledim.

Teşekkür beklemiyordum elbette ama hiç ummadığım seviyesiz bir saldırı ile karşılaşınca gerçekten üzüldüm.

Bak “ Kardeşim “ sen ne kadar geçmişinle kavgalı olsanda şehirlerde izler mutlaka kalır, sen silinsin istesen de kalır.Kalmalıdır zaten.

Ben bu şehirde yaşayanların izleri kalsın diye, silinmesin diye kırk yıldır  araştırıyorum, yazıyorum, nefes aldığım sürece de yazacağım.

Baba tarafından ailem olan Mübadil Arnavutların öykülerini “ Zümrüt Gilan Ovalarında “ anlattım……” Bana mimozalar getir Raşel “ diyerek son nefesini veren Mordehay’ı, Yahudi Yaşar’ı, Avram’ı anlattım..” Güneşi Penceremde Bıraktım “

diyen Eleni’yi, Yorgo’yu, Despina’yı, Niko’yu anlattım…..Fransız Maden işletmesi kapanınca Fransaya dönen Direktör Mösyö Bodua ve kızı Anik’i taşıyan vapur paçarız Burnu ile Şövalye Adası arasındaki boğazdan çıkarken “ Adieu Fethiye “ diyerek yaşlı gözlerle veda edişlerini anlattım ve dört kitabımdaki fotoğrafları da tarihe “ vesika “ olsun diye ekledim.

“ İncesazdan Buselik Makamında “ adını taşıyan öykü benim gönül borcumdur, fotoğraflı ya da fotoğrafsız çıkacaktır.

Bu şehirde ayak izlerini bırakarak giden insanlara benim borcumdur, ödenecetir.

Selanikden Antalya’ya gitmek üzere Arslan Vapuru ile yola çıkıp

Vapur arızalanınca Fethiye biten yolculukları ile yollarımızın kesiştiği ve o günden bu yana Fethiye de hayatı paylaştığımız, çok da güzel anılar biriktirdiğimiz roman hemşehrilerimle birlikte yaşanmış günlerin anılarını da seviyoruz yaşanacak günlerden de umutluyuz biz.