Birisi “Su akar, Türk bakar” diye buyurmuştu ya bir zamanlar. “Artık bakmayalım. Akan sudan cebimizi dolduralım” dedi başkaları.
Bir bir pay ettiler ırmakları.
Kilit vurdular akarsulara barajlarla.
Durgunlaştı sular. Kimini mağaralara tıktılar, kimini dev borulara. Dağlar delik deşik olacakmış, börtü böcek zarar görecekmiş, akarsular akmayacakmış kimin umurunda?
Geleneksel yaşam sona erecekmiş, kültürler yok olacakmış, boş ver.
Saklıkent bir cennettir, kalabalıklardan alıp başını gitmek isteyenler için.
Fakat, Saklıkent’in bir de gizli cenneti vardır.
Fethiye Antalya sınırında, dünyanın en büyük sanırım ikinci kanyonlarından biri olan Kanyonu’nun hemen dibinde saklı güzellikler içinde.
Bu cennete kıymak istediler.
Baraj deyip tepki almasın diye regülatör dediler adına yaptıkları şeyin.
Projeye göre; Çayı önce regülâtörle bir gölete dönüştürülecek, burada toplanan sular 9 kilometre orman alanından ağaçları kesip özel kanal yapılarak dokuz kilometre taşıyacaklar suyu ve dokuz kilometre çaya su vermeyecekler palamut köyünden Hidroelektrik Santrali’ne (HES) ulaştırılacaktı.
Saklıkent Milli Parkı’nın değerini dünya anladı da, bir biz anlayamadık.
Tek şansı vardı Saklıkent’in ne yazık ki; ÇED neden yapılır, neden gereklidir? Bunu bile sorgulamaktan uzak kişilerin elinde oyuncak olan göstermelik ÇED komedisi, burada da yaşandı.
ÇED Halkın Katılımı toplantısında yöre halkının tamamının projeye karşı olduğunu açıklaması projenin iptaline yetmedi. Toplantıya katılan uzmanlar inşaat ve tesis aşamasında yaşanacak olumsuzlukları bir bir anlattıkları halde ÇED süreci tamamlanmak üzere.
Hukuksuz bir uygulamayla ancak hukuksal yollara başvurarak mücadele edilebilir. Saklıkent halkı da öyle yaptı. Bizlere vekâlet verdi umarım bu süreç devletimizin yanlıştan dönmesi ÇED kararına olumsuz yanıt vermesi ile son bulur saklı cennet rahat bir nefes alır.