Küçüktük…
Ama kocaman dünyamız vardı.
Arkası bitmeyen hayallerimiz vardı. Masumiyet vardı.
Biz küçüktük ama büyük sevgiler vardı.
Karşılıksız…
Dolu dolu sevinçler vardı.
Ağlarken yanımızda avutanımız çoktu. Geçti gitti derlerdi unutturmak için olanı…
Küçüktük, ama kocaman yürekler vardı dünyamızda.
Her şey gerçekti. Yalan yoktu. Masallar vardı. Özgürlük vardı. Doyasıya gülmek vardı. Dostluklar vardı. Masum arkadaşlıklar…
Sonra bir gün büyüdük…
Hayallerimiz küçüldü bu defa.
Omuzlarımıza ağırlık çöktü. Ayaklarımız yavaşladı. Sevinçlerden çok; dertler, tasalar, üzüntüler arttı. Ağladık, geçer gider diyemediler. Üzülme diyebildiler sadece.
Gerçek kahkahalar sahte gülümsemelere bıraktı yerini.
Kocaman yürekler küçücük oldu, acımasız oldu, çıkarcı oldu. Sana gülen yüzler, yoluna taş koyar oldu. Gerçekmiş gibi gösterdiler yalanı, yalan oldu her şey.
Masallar da güzelliğini yitirdi artık.
Şimdi kime sorsan evet özgürüz der, ama gerçek dünyaya baksan kimse özgür değildir. Elimizi kolumuzu bağladılar. Sus, konuşma yanarsın dediler. Sistem böyle ayak uydur dediler. Özgürlük buysa eğer, fazlasıyla özgürüz biz.
Büyüdük…
Büyüdükçe o kocaman dediğimiz dünya küçüldü…
Kaybolmak istedik, yapamadık.
Dost dediklerimiz varya koca bir kazık oldu işte onlar da. Sanal arkadaşlıklar başladı. O da kocaman sanal (yalan) bir girdabın içinde savurdu durdu bizleri oradan oraya.
Küçüktük ama kocaman bir dünyamız vardı, büyüdük ama küçücük bir dünyamız kaldı…