Cittaslow, İtalyanca ve ingilizce karışımı “yavaş şehir” anlamına gelir. 1990'larda ortaya çıkan İtalya merkezli bir hareketdir. Eskinin ve otantiğin korunduğu fakat teknoljik gelişime duyarlı,çevrenin korunduğu bir şehir planlama ve yaşama tarzıdır. Bu hareketin sembolü ise yavaş ve çevreye zarar vermeden yaşamını idame ettiren “salyangoz”dur.
Temiz bir kasaba düşünün. Az nüfuslu, düzgün bir yapılaşmaya sahip, yeşilin her tonunun görülebildiği, araç olarak bisikletin kullanıldığı, insanların birbirini tanıdığı ve imece usulünün canlandırıldığı bir yaşama ortamı. Araba seslerinden uzak, 24 saatin önemli bir bölümünün yolda harcanmadığı, gece gökyüzüne bakınca koca bir şehrin ışıklandırmasından dolayı görülmez hale gelen yıldızların kendilerini özgürce sergileyebildikleri bir kasaba...
İşte “Cittaslow” bu imkanları sağlamak amacıyla başlatılmış bir harekettir. Bozulan doğa, taşıma kapasitesini aşmak üzere olan insan popülasyonu ve tek amacı kar olan kapitalist sistem varken bu hareket bir ütopya gibi görülebilir. Aslında ütopya olan, bu hareketin gerçekleşmesi değil, bu hareketten düşük gelirli insanların da faydalanabilecek olmasıdır.
Önceden kırsaldan kaçma hayalleri kurardık. O zamanlar bizim için bu hareket her ne kadar bir ütopya idiyse de yaptık. Amacımız daha nezih, daha çağdaş, daha kültürlü, teknolojiyle ve bilimle ilerleyen şehirler kurmaktı. Kurduk! Önce çağdaşlaşma ve teknolojik gelişim adına doğayı mahvettik, sonra kültürlerimizi ve öznelliğimizi yitirdik. Kırsalda kalan insanların da şehirlere göçüyle sınıfsal farklılıklar had safhada yaşandı. Şimdi ise; doğayı bozup yerine yaptığımız binalardan, yollardan sıkılıp tekrar kırsallaşmaya karar veriyoruz.
Evet bu hareket hayal olmaktan çıkmıştır. italya disina hizla yayilmis olup bugun Norvec, İsvec, Guney Kore, Avusturya, Avustralya, Hollanda, Almanya, İngiltere, Polonya ve İspanya'da yavas sehir örnekleri vardir. Bizde ise Türkiye nin ilk, dünyanın 121. sakin kenti Seferihisar olmuştur.
Cittaslow hareketi doğa için gerekli bir adımdır. Fakat kimlere hitap edeceği çok önemlidir. Nüfusu 50.000 den az olma koşulu olan cittaslow armalı kasabalarda dar gelirli insanlarda yer sahibi olabilecekler mi?(cittaslow üyeliği kazanmış her bölge, cittaslow'un simgesi olan salyangoz resimli bayrağı taşımak zorundadır.) Yoksa kırsaldan kaçıp, kurdukları o koca şehirlerden sıkılan cepleri dolu, keyifleri yerinde kişiler mi faydalanacak bu sakin hayattan? Dar gelirli insanlar önceden kırsal bölgelere terkedilmişken, şimdi daha beteri olan şehirlere mi hapsedilecek? Yoksa yine cittaslowun amaçlarından biri olan “turizmin gelişmesi”, bu kasabalarda sezonluk turist yaşama ortamları mı oluşturacak?
Sonuç ne olacak kestirmek güç. Ama ucunda tahrip edilmiş doğanın geri dönüşümü varsa, biz dar gelirli insanların şehirlere hapsedilmesi önemsiz kalıyor. Bu sistemde bize çare bulunması güç gibi, doğayı yeniden kazanacaksak her harekete varız.
saygı ve sevgilerimle...